2 Nisan 2009 Perşembe

The Matrix

2 Nisan 1999 tarihinde ilk defa gösterime giren 'The Matrix', bugün 10. yaşını kutluyor. Sinema dünyasında çığır açan, hayalgücümüzü zorlayan bu filmin önünde bir defa daha saygıyla eğiliyorum..


Have you ever had a dream, Neo, that you were so sure was real? What if you were unable to wake from that dream? How would you know the difference between the dream world and the real world?

Morpheus

Cehennem (!)

Taraftarımızla övünürüz yıllardır, ancak dünkü Türkiye-İspanya maçındakiler büyük bir ihtimalle kendilerini tarafsız bir maçta zannediyorlardı. İlk 15-20 dakika ıslıkladılar rakibi, sonra tiyatro gibi izlediler maçı. Nerede baskı, nerede itici güç.. Anlaşılması gerçekten güç..

29 Mart 2009 Pazar

Sergio Ramos


Elin yumruğunu yemeyen kendininkini balyoz zannedermiş. Gökhan Gönül'den bir yaş küçük olan bu Sergio Ramos, iyi bir sağbekten bile çok daha iyi sağbeklerin olacağını gösterdi. İbrahim Üzülmez ve Arda'nın kontrol ettiği sol kanadımıza tecavüz eden bu adam, bizim tüm futbolcularımızdan daha çok pozisyona girdi maç boyunca. Rakipte de olsa hayran olmamak elden değil. Hani meşhur bir spiker incisi vardır; on micheal gelse kurtaramazdı, bu maçta da on tane üzülmez, on tane turan gelse kurtaramazdı herhalde.

28 Mart 2009 Cumartesi

Son Ada


Bir solukta okunan, sade anlatımıyla okuyucuyu yormayan, basit kurgusuna karşın çok tanıdık gelen hikayesiyle kendini sevdiren çok güzel bir kitap Son Ada. Zülfü Livaneli'nin bu son kitabı Remzi Yayınevi'nden çıktı. Şiddetle tavsiye ederim..

İspanya vs. Türkiye


Maçtan sonra oynanan oyun hakkında konuşmak kolay. Şu yanlış yerde oynatıldı, şurada hata yapıldı gibisinden yorumlar işin kolayına kaçmaktır bence. Sıkıysa maçtan önce konuşun da görelim diyorum ve başlıyorum;

Bir kere İspanya şu anda Avrupa'nın en formda takımı. Belki İngiltere'yle beraber de diyebiliriz ama gerçekten sistemlerini oturtmuş durumdalar. Bir milli takımda sistem oturtmak büyük başarıdır bence. Yaş ortalaması 26-27 olan İspanya milli takımı Dünya Kupası'nın da favorilerindendir bence. Dünya'nın en iyi 3-4 kalecisinden birisi (Casillas), Dünya'nın en iyi 3-4 sağ bekinden biri (Sergio Ramos), Dünya'nın mevkisinde en iyi 3-4 adamından biri (Xavi), Dünya'nın yardımcı santrafor (Arif Erdem'in yaptığı görevi düşünün) bölgesinde bence Dünya'nın en iyisi (David Villa) ve Dünya'nın en iyi 3-4 santraforundan birisi (Torres) kadrosunda bu takımın. Futbolunda biraz Barcelona, biraz Real Madrid esintileri gördüğümüz İspanya'ya karşı şansımızın çok fazla olduğunu söylemek -en azından rakip saha için, oldukça iyimser bir tahmin olur bence. 2,5 yıldır yenilmeyen bir takımı yenmek gerçekten de kolay değil. Bence en önemli sorun ; David Villa. Onu durdurursak şansımız biraz daha yüksek olur kanımca.

Bize gelirsek; Hakan Balta ve Emre Aşık 'lı bir savunma hattı, Galatasaray'daki gibi bir performans sergilerse; İspanya'nın bugün şov yapma ihtimali de var. 4 hücuma dayalı adamla başlayacağımız maç, bence; ya fark yiyeceğimiz bir maç olur, ya da en kötü ihtimal gollü beraberlik alacağımız(hatta yeneceğimiz) bir maç olur. 1-0, 2-1 gibi bir sonucu beklemiyorum açıkçası.

17 Mart 2009 Salı

Yoğunluk

İşlerimin yoğunluğu nedeniyle bir süredir birşeyler yazamıyorum. Futbol dünyası ve Dünya birçok gelişmeye sahne olurken ben herşeyden habersizim şu günlerde. Yakında diyelim de adet yerini bulsun..

3 Mart 2009 Salı

Ah Ulan Yusuf


1952-2009

Kapak Oldu mu?


Maç sırasında sahaya atılan en radikal cismin 'domuz kafası' olduğunu zannederdim. Artık 'jant kapağı' olarak değiştiriyorum bu fikrimi. Yayıncı kuruluşun İnönü'de sesini kıstığı küfürlerin 100 katı söylendi Ankara tribünlerince. Sanırım ses kısan eleman izinliydi bu gece. Sahaya jant kapağı atılıyorsa küfür edilse ne olur gerçi?

Güzel goller, atılan cant kapağı, sesi kısılmayan küfürler, dışarda olmasına rağmen verilen bir penaltı ve 'Fabian Ernst' maçın özetiydi sanki. Fabian Ernst, Beşiktaş'ın makus talihini değiştirecek bir oyuncu gibi gelmeye başladı bana. Ayrıca Beşiktaş'ta sonradan oyuna giren 3 adamın; Filip Holosko, Eduard Cisse ve Yusuf Şimşek olması da Beşiktaş'ın kadro zenginliğini göstermiyor mu?

İronik olan Ankaraspor lehine tezahürat yapan (gerçi daha Beşiktaş aleyhine yapıldı tezahüratlar) taraftar grubunun aslında Ankaragücü taraftarı olmasıydı. Futbol garip bir oyun gerçekten..

(Foto : hurriyet.com.tr)

1 Mart 2009 Pazar

Inter vs. Roma


Uydu kanallarında yayınlanan Atletico Madrid-Barcelona maçını kaçırdığıma çok üzülmüştüm. Bereket Inter-Roma maçını izledim de biraz 'futbol' gördüm. İtalya Ligi'ni zevksiz bulanlara selam ederim. Çok zevkli ve güzel bir maçtı. Inter kadrosunun ne kadar derin olduğunu gördük bir daha. İbrahimoviç'in olmadığı, haftaiçinde Man.Utd. karşısında çok yorulan Inter, Balotelli'yle başladı maça. İlk yarı 2-0 oldu, 2. yarıda risk aldı Inter. Cambiasso'nun savunmanın ortasında oynadığı Inter 2-1 yaptı oyunu, ilk yarıda kendi taraftarı tarafından ıslıklanan Balotelli'yle. 3-1 oldu, sonra hakem devreye girdi, uyduruk bir penaltıyla 3-2 yaptı. Figo ayağına gelen her topu ezdi, yaptığı ortalar İbrahim Üzülmez-Sabri kıvamındaydı ama Real Madrid günlerinden kalma ortalarından yaptı sonunda, Crespo özlediğimiz kafa gollerinden attı. Yıllardır gol atmıyor gibi geldi bana. 3-3 olduktan sonra Inter maçı alır dedim içimden ama sonlarda golleri ve galibiyeti kaçıran Roma oldu. Inter ligde çok rahat tabi ki. Barcelona gibi keskin bir düşüş yaşasalar bile karşılarında bir Real Madrid yok.
Son olarak, Türkiye'de 'futbol' oynanmadığını bir daha gördük herhalde.

28 Şubat 2009 Cumartesi

Liverpool


Her zaman sempatim olan bir takımdır Liverpool. Beşiktaş'ı 8-0 yendiği gün hariç sevmişimdir kendilerini. Hafta içinde, son 9 maçını kazanan Real Madrid'i deplasmanda yenen takım, 3 gün sonra Middlesborough'a nasıl yenilir? Maçı izlemedim ama M'Boro, 14 maç sonra kazandı desem maçı da izlemeye gerek yok. Sezon özeti : Yıllardan beri Liverpool işte bu yüzden şampiyon olamıyor...

Lost 5x07

Life and Death of Jeremy Bentham. Birçok konuda açıklayıcı bir bölümdü. Temposu beklentilerimin altında kalsa da güzeldi. 5. sezonda yarıyı geçtik, bundan sonra durdurulamaz bir hıza kavuşur herhalde..

Sözüm, Benjamin Linus'a. Şerefsizsin sen şerefsiz..

24 Şubat 2009 Salı

Bülent Korkmaz


Futbolculuğundan tutun teknik direktörlüğüne kadar olan bütün dönemlerde Bülent Korkmaz'a kanım ısınmamıştır. Fazla agresif, bazen rakiplere karşı saygısız, itici bir görüntü vermiştir bana. Buna karşın azmi ve çalışma disiplini her zaman takdirimi de kazanmıştır. Onun Galatasaray teknik direktörlüğü konusunda biraz acele ettiğini düşünmekle beraber aklımdakileri sıralamak isterim.

Bülent Korkmaz Galatasaray'da başarılı olur çünkü;

Galatasaray halen Türkiye'nin en iyi kadrosuna sahip. Ayrıca Bülent Korkmaz klübü çok iyi tanıyan, taraftarın beklentilerini çok iyi bilen bir isim. Hırsını futbolcularına yansıtırsa delifişek bir takım olur Galatasaray.

Bülent Korkmaz Galatasaray'da başarılı olamaz, çünkü;

Ne kadar hırslı olursanız olun, futbol teknik direktörün hırsıyla sınırlı bir spor değil. Lincoln, Meira, Nonda, Kewell gibi isimleri motive edemediğiniz sürece takımın bir tarafı hep eksik kalır. Ayrıca Bülent Korkmaz'ın teknik direktörlük kariyerine bakılınca, Kayseri Erciyes'te göreceli olarak başarılı bir yarım sezon (gerçi takım küme düştü), Bursa ve Gençlerbirliği'nde tamamlanamayan sezonlar. Pek parlak değil açıkcası. Unutmadan, 3,5 senedir teknik direktörlük yapan Bülent Korkmaz'ın bu 4. klübü. Bunlar, her kötü sonuçta Bülent Korkmaz'ın sorgulanmasına neden olacak gerçekler.

Ertuğrul Sağlam, Rıza Çalımbay, Gheorghe Hagi, Oğuz Çetin, Rıdvan Dilmen, kendi camiaları için önemli isimlerdi. Ancak hiçbiri sözleşmesi biterek ayrılmadı klüplerinden. Umarım Bülent Korkmaz'ın sonu da onlara benzemez.

22 Şubat 2009 Pazar

Kılıçarslan Kopuz


22 Şubat 2009 Galatasaray-Kocaelispor maçının yıldızı elbette Taner Gülleri'dir. Galatasaray'a 4 tane gol atmak her babayiğidin harcı değildir. Attığı goller bitiricilik ve vuruş tekniği açısından derslikti. O ne soğukkanlılıktır öyle.. Ancak olaya başka açıdan bakarsak orada Kocaelispor kalecisi Kılıçarslan Kopuz'u görürüz. 2. devrenin başında kaleye geçen bir kaleci için en zor şey Galatasaray'a karşı Ali Sami Yen 'de oynamaktır herhalde. Yan topların hepsine çıktı, bazılarını kaybetse de cesareti bile takdir edilesidir. Nonda'nın şutunu köşeden çıkarması ve tabi ki Baros'un penaltısını 'tutması' maçın kader anlarıydı. O penaltı gol olsa belki de Galatasaray maçı alacaktı oradan. Futbol garip bir oyun gerçekten..

Sonuç olarak maçın 2. kahramanı kesinlikle Kılıçarslan'dır..

21 Şubat 2009 Cumartesi

Fabian Ernst

Ülkemize gelen Alman futbolcular için yapılan 'Alman Panzeri' yakıştırması çok sıkıcıdır, buna karşın Ernst için söylenecek başka birşey yok. Gerçekten de bu kadar faydalı bir oyuncu uzun süredir Beşiktaş'a gelmemişti. Oyunun savunma yönünü mükemmele yakın oynarken, hücuma çıkarken de sakin ve yararlı. Bir üst derecesi Beşiktaş için mümkün değil zaten (Maddi imkanlar ve vizyon). G.Antep ve Trabzon maçlarında özellikle 2. yarılarda Beşiktaş'ın bu kadar üstün görünmesinde başrol bence O'nda. Aslında en samimi ve çarpıcı yorum G.Antep Teknik Direktörü Nurullah Sağlam'dan : 'Bir ön libero bir takımı ne kadar çok değiştirebilir, bugün bunu gördük.'

Beşiktaş'ın klasik ölü toprağı üzerine yayılmazsa, Ernst sezonun en iyi transferi gibi gözüküyor.

Fotoğrafta görünen diğer futbolcunun da izleyip birşeyler öğrenmesini diliyorum..

17 Şubat 2009 Salı

Gazanfer Özcan


Her ölüm erkendir...Huzur içinde uyusun..

16 Şubat 2009 Pazartesi

Erdoğan Arıca



Fenerbahçe-Hacettepe maçında, galiba 5.golden sonra kameralar 5 saniye kadar Erdoğan Arıca'yı gösterdi. Yüzünde sinirli bir ifade vardı. Kime sinirlenmişti acaba? Erdoğan Arıca bence ilk başta kendine sinirlenmeli. Takımın başına gelmeden 6 hafta önce aynı Hacettepe, Fenerbahçe'yi yenmişti. Geldi, takımı darmadağın etti. Arpa boyu yol gidememek vardır ya, Hacettepe'nin başına gelenler için, bu bile çok iyimser bir ifade. Büyük bir ihtimalle 2-3 hafta sonra görevini bırakacak ya da bıraktırılacak. Sonra, gelecek sezonun 6. haftasından sonra başka bir takımın başına geçecek. Bu döngü yıllarca sürdü, yıllarca da sürecek..

13 Şubat 2009 Cuma

Hıncal Uluç & E.A & E.A


Hıncal Uluç deyince akla neler gelir? Gazeteci, eski yazı işleri müdürü, yazar, yapımcı, spor yorumcusu, atletizm uzmanı, güzellik yarışması jürisi, vs. vs... Üstün konuşma yeteneği, geniş kelime hazinesi, el hareketleri ve mimikleri sayesinde kendisini dinlettirme maharetiyle Hıncal Uluç bir ekoldür. 50 yıldır gazetecilik yapar, yazılarını da öyle ya da böyle okutur. En azından bana.

2 E.A 'dan biri Engin Ardıç. 2. Cumhuriyetçi, eski ülkücü, bir zamanların hızlı liberali, son yıllarında ise sağlam bir dinci, sadık bir Atatürk düşmanı. Adı gibi engin bilgi birikimiyle yazdığı yazıları ancak küfürleri sayesinde okutabilen, derin şeylerden bahsedermiş gibi gözükürken aslında hiçbir şey söylemeyen bir adamdır Engin Ardıç.

Diğer 'E.A' ise Emre Aköz. 90'lı yıllarda erotik dergi editörlüğü yapan, 2000'li yılların başında, 'çakma' Hıncal Uluç tadında yazılar yazan, kimsenin önemsemediği, çoğu kimsenin sadece dalga geçmek, vakit doldurmak için okuduğu, birgün yediği yemeği, ertesi gün tavlanın ne tip bir oyun olduğunu bizlere anlatan, özellikle Sabah gazetesinin TMSF'ye devrinden sonra kraldan çok kralcı olan, patron yalakalığının en çılgın versiyonunu bizlere sunan, dinci, Atatürk düşmanı bir adamdır Emre Aköz. Delicesine övdüğü iktidardan ne gibi menfaatleri vardır bilemeyiz. Belki dolgun bir maaş, belki yakın gelecekte sağlam bir yetki sözü -belki bir başyazarlık.

Bu üç yazar neden aynı yazıda? Tek ortak noktaları Sabah gazetesinde yazmak olan bu kişilerden E.A 'lar birleşip Hıncal'a saldırmaya çalışıyorlar. İnsanın önce geçmişine bakıp, yaptıklarına bakıp, eserlerine bakıp ardından birşeyler yazması daha doğru değil mi? Koyun bakalım teraziye; 2 tane E.A birleşse tek bir 'Hıncal' olabilir mi? Bence hayır..

11 Şubat 2009 Çarşamba

CR7


Kaç zamandır, hakkında birkaç satır yazmak istiyordum. En sonunda diyeceklerimi toparladım. Efendim, Cristiano Ronaldo, hiç şüphesiz dünyanın şu anda en iyi 3-4 futbolcusundan biri. Güçlü fiziği, sprinter yapısı, kıvrak bilekleri ve bir orta saha adamı olmasına karşın gol yollarındaki müthiş önsezisi. Evet, onu dünya futbolunun zirvesine getiren özelliklerinden sadece birkaçı.

Cristiano Ronaldo'nun gelişimini incelemek için başka bir futbolcudan referans almak yeterlidir; Ricardo Quaresma. İkisi de hemen hemen aynı dönemlerde parlamış, Ronaldo Man.Utd, Quaresma Barcelona'ya gitmişlerdi. İkisi içinde güzel tercihlerdi aslında. Man.Utd Beckham'ı satmış, Barça ise Figo'nun eksikliğini dolduramamıştı. Üstelik iki takımda genç oyunculara prim tanıyan bir yapıya sahiptiler. Ne olduysa ondan sonra oldu. Ronaldo, ilk seneki yetenekli ama verimsiz çizgisinin üzerine çok şey koydu ve şimdi bir efsane statüsüne ulaşmak üzere. Ricardo Quaresma ise başarısız Barça günlerinde sonra, Porto'da tekrar parlamış, oradan Inter'in yolunu tutmuş, en son olarak da kiralık olarak Chelsea'ye gitmişti. Eğer Chelsea macerası da başarılı olmazsa, Quaresma'nın üzerinde hep, '2.sınıf takımların 1. sınıf futbolcusu' yaftası kalacaktır.

Buradan tekrar Ronaldo'ya dönersek, geçen sene leblebi gibi gol attığı, hem lig hemde şampiyonlar ligini kazandığı sezon şüphesiz zirveydi. Bu da hiç şüphesiz hemen her Portekiz vatandaşının rüyası olan Real Madrid'in iştahını kabarttı. Astronomik teklifler reddedildi, Ronaldo 'futbolculara köle muamelesi yapılamaz' dedi, Man.Utd. taraftarı 'git o zaman köle' dedi. O, hep demeçler verdi, yorumlar yaptı, ama hala ve hala profesyonelce futbolunu oynuyor. Rakamları geçen seneki kadar iyi olmasa da-ki olmasına imkan yok bence, takımının yükünü bu senede çekiyor.
Ona kızıyorum, onu sevmiyorum, onun hareketleri yapmacık geliyor ama kabul ediyorum ki, O, şu anda yeryüzünün en efektif futbolcusu. Tek eksiği bir Dünya Kupası, o ayrı..

10 Şubat 2009 Salı

Hafta Sonu Sinema #2


Kim böyle bir hikayenin kahramanı olmak istemez ki? Ya da kim böyle bir hikayenin kahramanı olmak ister?

Slumdog Millionaire filmini izlerken aklımdan hep bu sorular geçti. Altın Küre ödülleri ve Oscar adaylıklarında beklenenden büyük bir başarı gösteren film, aslında bir peri masalı. Belki de bir külkedisi. Jamal adlı karakter, sefalet içindeki Hindistan sokaklarında küçüklüğünden beri zaman zaman şansıyla, zaman zaman da zekasıyla ayakta kalmayı becermiş bir çaycıdır. Birgün 'Kim 500 milyar ister' yarışmasının Hindistan versiyonuna katılır. Orada son soruya kadar gelir. Bu eğitimsiz gencin ancak hile yaparak buraya gelebileceği düşüncesiyle tutuklanır. Tutukluluk esnasında hikayesini anlatır ve orada bildiği tüm soruların hayatının bir noktasında karşısına çıktığı görülür.

Konusu kısaca böyle olan film, özellikle ilk bölümüyle kendisini çekiyor. İkinci yarısında tempo birazcık düşse de konuyu güzelce bağlayıp finale erişiyor. Müzikler ve çekimler çok iyi. Özellikle 'gerçek' Hindistan görüntüleri vurucu. Kesinlikle izlenmesi gerekli bir film bence.

Guus Hiddink & Chelsea


Scolari'nin 40'ı çıkmadan, Chelsea klubü Guus Hiddink'le görüşmeye başlamış. Guus Hiddink'in Fenerbahçe günlerini hayal meyal hatırlayan birisi olarak, kendisi şu anda yeryüzünde en beğendiğim teknik direktörlerden biridir. Belli bir sistem oturtur, oyuna yerinde müdahalelerle olmayacak maçları kazanır.

2002 'de Kore 'yi yarı finale, 2006'da Avustralya'yı ikinci tura ve en son 2008 'de Rusya'yı yarı finale çıkarması çok önemlidir bence. Ayrıca PSV 'yi iki üç yıl ardarda Şampiyonlar Ligi'nde üst turlara çıkarması da büyük başarıdır. Hele ki o mütevazi kadrosuyla. Chelsea için büyük bir transfer olur bence.

3 Şubat 2009 Salı

Robbie Keane & Tottenham


Zaten neden Liverpool'a gittiğini anlayamamıştım. Birkaç maç dışında gösteremedi kendini yarım sezonda. Sonuç olarak, orta sınıf takımların büyük oyuncusu görünümündeki Robbie Keane, 6 ay sonra tekrar Tottenham'a döndü. Açıklanan rakam 16 milyon Euro. 29 yaşındaki bir adam için çok yüksek bir para bence.

Sezonun bence en büyük fiyaskosu Man.City 'li Jo, Everton'a kiralandı. 24 milyon Euro'luk adam yarım sezon sonra kiralanır mı? Arap şeyhinde bu kadar para olursa kiralanır elbette.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Jughead


Her anlamda en iyi 10 Lost bölümünden biriydi. Bazı konularda açıklayıcı cevaplar bulduk. Tabi yine bir sürü soru işareti peşinden geldi. 5. sezona bomba gibi girdi Lost. Neden bu kadar çok özlediğimizi ve sevdiğimizi bir defa daha anladık herhalde..

Batugol #3


Çenesi durdu, ayakları konuşmaya başladı. Batuhan'ın demeçlerini değil gollerini konuşmak istiyoruz. Tıpkı bu hafta olduğu gibi. 3. defa ilk 11'de başladığı sezonda 4. golünü attı Batuhan. Golden sonra köpekten korkup ters tarafa kaçması ise çok komikti.

28 Ocak 2009 Çarşamba

Beni Bu Havalar Mahvetti


Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti
Orhan Veli KANIK

Barcelona #2


Onlar gelene geçene 4-5 atadursun, İspanya merkezli bir bahis şirketi şimdiden Barcelona'yı şampiyon ilan etmiş, yıl sonu şampiyonluğu için Barcelona'ya oynayanlara, paralarını ödemeye başlamış. Buna doğmamış çocuğa don biçmek mi denir, yoksa dereyi görmeden paçayı sıvamak mı? bilmiyorum ama, futbol tarihi büyük çöküşlerle doludur, benden söylemesi..

Alanzinho


Yıllar önce Muhammed Zidan adlı futbolcu Beşiktaş'a tavsiye edilmişti. Ardından adamın golleri televizyonda yayınlanmış, yanılmıyorsam Ahmet Çakar, 'bu adam böyleyse gerçek Zidane'dan bile iyi' demişti. Sonra Beşiktaş bu transferi yapmamış, eleştiriler almıştı. Sinan Engin eleştirilere cevaben; 'Bu adamın menajerinden başka maç kasetlerini de istedik yollamadı, biz de güvenemedik elimizdeki görüntülere, o yüzden transfer etmedik' demişti. Zidan Beşiktaş'a gelmedi, Almanya'nın irili ufaklı birkaç takımında oynadı, vasat kariyerini hala sürdürüyor. O zaman gösterilen gollerini pek göremedik sonraları.

Alanzinho transferi olunca ve onun youtube benzeri sitelerde gollerini görünce bir anda bu anı geldi aklıma. Stabaek takımını birkaç defa duymuştum, ama hiçbir maçını izlemedim. 26 yaşına gelmiş bir futbolcuyu Norveç liginden alıyorsanız (hele bu adam Brezilyalıysa) riski de beraberinde alıyorsunuzdur. Bu adamı kim izlemiş, kaç maçını izlemiş çok merak ediyorum. Yoksa sadece birkaç maç kaseti mi izlenmiş? Zaten adam bu golleri her zaman atabiliyorsa çok değil, 2 sene sonra Avrupa'nın iyi takımlarından birine transfer olur. Marcelinho gibi bir adamın bile oynayamadığı Trabzon'da Alanzinho neler yapar yakında görürüz. Çok yakında..

26 Ocak 2009 Pazartesi

Barcelona #1


Numancia maçında çok zorlandılar gibi gözüktü. Ona rağmen 4-1 kazandılar. Gerçi 4 fark tahminimiz tutmadı ama yine de ne kadar güçlü olduklarını gördük. Real Madrid'in bu hafta zorlandığı Deportivo'yu 'beş'lemişlerdi geçen hafta. Messi-Henry-Eto'o yine iş başındaydı.

Davor Vugrinec


Bu akşamki Fenerbahçe-Trabzon maçındaki Colman'ı izledikten sonra onun değerini bir defa daha anlıyoruz. Davor Vugrinec, bence Trabzonspor'a gelmiş en iyi yabancılardan biriydi. İtalya'ya gitti, orada da zaman zaman iyi performans sergiledi. Sonra yaşı ilerlemeye başlayınca tekrar ülkesine döndü, şu anda NK Zagreb takımında oynuyormuş. Bir defa daha sevgilerimizi gönderelim.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Dexter


Lost'suz günlerimde iyi bir arkadaş olmuştu. Birinci sezonu bitirmiş olmanın bilgiçliğiyle söylebilirim ki, beklediğimden daha iyi bir dizi. Bu kadar kanlı bir dizide mide bulandıran hiçbir sahne yok neredeyse.. Aksine, açılış jeneriğini her izleyişimde karnım acıkıyor.. Böyle de bir dizi yani.. Şiddetle tavsiye ederim izlememiş bünyelere.. Şiddetle tavsiye edenlere de teşekkürlerimi sunarım içtenlikle.

Barcelona vs. Numancia


Barcelona, son yılların en karşı konulmaz takımı görünümünde. Özellikle ilk yarım saatteki oyunları sayesinde, rakiplerini gol yağmuruna tutuyorlar. Maç başına 3 gol ortalamasını geçen bir takım Barça. Messi-Eto'o-Henry üçlüsünden tutun, Xavi-Iniesta gibi iki orta sahayı ekleyin, Abidal ve Dani Alves'i harmanlayın içine, alın size müthiş bir hücum gücü. Şampiyonlar Ligi'ni kazanır mı? Henüz bir İtalyan takımıyla (mesela Juventus) veya Liverpool'la oynamadığı için birşey diyemiyoruz elbette.

Bugünkü maç ise, bu sezon ligde Barcelona'yı yenen tek takım Numancia'nın onur mücadelesi olacak. Alacakları bir puan bile rüya kıvamında olur gerçekten. Şansları var mı peki? Elbette mucizelere futbolda yer vardır, ancak an itibariyle pek olası gözükmüyor. Tahminim 4 fark ve üstü.